İyi bir fundraiser olmakla, iyi bir fundraising yöneticisi olmak aynı şey değil.
Bunu zaman içinde daha iyi anladım.
Sahada çalışmaya başladığınızda doğal olarak kendi performansınıza odaklanıyorsunuz.
Hedefinizi tutturmak, doğru iletişimi kurmak, bağışçıyla güvene dayalı bir ilişki oluşturmak ve sonuç almak önemli.
Bir süre sonra bu konuda iyi olduğunuzda, çevrenizdeki insanların da sizden bir şeyler öğrenmeye başladığını fark ediyorsunuz.
Sonra bir gün kendinizi bir ekibin başında buluyorsunuz.
İşte o noktada oyunun kuralları biraz değişiyor.
Artık mesele sadece sizin ne kadar iyi olduğunuz değil
Yönetici olduğunuzda artık kendi performansınız tek başına yeterli değil.
Ekibinizin performansı, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri de sizin sorumluluğunuzun bir parçası haline geliyor.
Bir çalışan zorlandığında onun yerine problemi çözmek çok kolay.
Çünkü işi biliyorsunuz.
Ne yapılması gerektiğini biliyorsunuz.
Hatta çoğu zaman kendiniz yaptığınızda daha hızlı sonuç alacağınızı da biliyorsunuz.
Ama bunu her seferinde yaparsanız başka bir problem ortaya çıkıyor:
Ekip gelişmiyor.
Çalışan sizin çözümünüze alışıyor.
Bir sonraki problemde yine size geliyor.
Ve zamanla yönetici, ekibin en büyük destekçisi olmak yerine ekibin sürekli ihtiyaç duyduğu kişiye dönüşebiliyor.
Yönetmek, her şeyi kendin yapmak değil
Bence yöneticiliğin en zor taraflarından biri burada başlıyor.
Bir çalışan hata yaptığında sadece hatayı göstermek yerine, bir dahaki sefere aynı hatayı yapmamasını sağlamak.
Bir çalışan zorlandığında işi onun yerine yapmak yerine, kendi çözümünü bulmasına yardımcı olmak.
Kendi bildiğiniz bir şeyi doğrudan uygulamak yerine, başkasının da öğrenmesini sağlamak.
Bunlar kısa vadede daha fazla zaman alabiliyor.
Ama uzun vadede çok daha değerli.
Çünkü yöneticinin amacı her problemi kendisinin çözmesi değil, ekibin problem çözme kapasitesini artırması.
Başarı tanımı da değişiyor
Bireysel olarak çalışırken başarılı olmak çoğu zaman ortaya koyduğunuz sonuçla ölçülüyor.
Kaç bağışçı kazandınız?
Hedefinizi tutturdunuz mu?
Performansınız nasıl?
Bunların hepsi önemli.
Ama yönetici olduğunuzda başka sorular da ortaya çıkıyor:
Ekibiniz gelişiyor mu?
İnsanlar birbirlerinden öğreniyor mu?
Bir problem çıktığında herkes yöneticisine mi bakıyor, yoksa çözüm üretmeye çalışıyor mu?
Siz olmadığınızda işler devam edebiliyor mu?
Bence son soru özellikle önemli.
Çünkü bir yöneticinin başarısını sadece “Ben varken ekip ne kadar iyi çalışıyor?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değil.
Bir de:
“Ben yokken ekip ne kadar iyi çalışabiliyor?”
diye sormak gerekiyor.
Bilgiyi kendinde tutmak yerine çoğaltmak
Sahada yıllar içinde öğrendiğim şeylerden biri de şu oldu:
Bir işi çok iyi yapabiliyor olmak değerli.
Ama o işi başkasına öğretebilmek daha farklı bir beceri.
Çünkü yöneticilik biraz da deneyiminizi çoğaltmakla ilgili.
Sizin yıllar içinde öğrendiğiniz küçük bir detay, başka bir çalışanın aynı hatayı yapmasını engelleyebilir.
Bir görüşmede kullandığınız doğru yaklaşım, başka bir çalışanın bağışçıyla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir.
Bir problemi ele alma biçiminiz, ekip içinde zamanla ortak bir çalışma kültürüne dönüşebilir.
Bu yüzden yöneticinin elindeki en değerli şeylerden biri sadece kendi deneyimi değil, o deneyimi ekibin deneyimine dönüştürebilme becerisi.
Benim için fark burada
İyi bir fundraiser sonuç üretir.
İyi bir fundraising yöneticisi ise sonuç üreten insanların gelişebileceği bir ortam oluşturmaya çalışır.
İkisi birbirinden bağımsız değil.
Hatta iyi bir yönetici olmak için önce iyi bir fundraiser olmanın getirdiği saha deneyiminin çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Ama bir noktadan sonra sadece kendi bildikleriniz yetmiyor.
Dinlemek, geri bildirim vermek, doğru soruyu sormak, gerektiğinde geri çekilmek ve başkasının kendi çözümünü bulmasına alan açmak gerekiyor.
Yıllar içinde benim için başarı tanımı da biraz değişti.
Eskiden iyi sonuç almak önemliydi.
Şimdi ise iyi sonuç alan bir ekibin nasıl geliştiği, birbirini nasıl desteklediği ve yöneticisine ne kadar az bağımlı hale geldiği de en az sonuç kadar önemli.
Çünkü sonunda iyi bir yönetici her problemi kendi çözen kişi değil;
ekibinin problem çözme gücünü artıran kişidir.
Belki de yöneticiliğe geçerken öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri bu:
Kendi performansınızdan ekibinizin performansına geçmek.